KUZEY’E GİTMEK

8615

MAHİR RAMAN

Kadın-Erkek, Genç-Yaşlı tüm gerillaların gitmek istediği, gidemeyenlerin istemeye devam ettiği, gidenlerin ise muradına erdiği mekan.

Türk Devleti’nin faşist bir devlet olduğunu bütün gönlünce inanan binlerce militan, tarih sahnesinde var olmaya devam etmek için oralara gitmek istiyorlar. Askeri hünerlerini ve sayfalarca rapor yazarak gitme taleplerini bol bol iletiyorlar PKK yönetimine.

Kış biter bitmez, karlar erir erimez telaş ve heyecanın başlaması, Kürdistan’ın hangi parçasında gerillacılık yapmasına onay verileceğini merak etmesinden kaynaklanıyor.

Genellikle gerillada şayet Amedli isen ve Amed dağlarında gerilla faaliyeti yürütmek istersen birazcık yanlış anlaşılıyor. “Tê çi bike? Biçe pişt mala bavê xwe tekoşînê bide meşandin” diyerek soru, espri ve eleştiriyi iç içe yaparlar. Cevap olarak “Valla heval öyle bir düşüncem yok ki, insanın aklında olmayanı aklına getiriyorsun” diye esas istemi gizlercesine politik bir cümle duyarsın.

Ben buna memleket hasreti diyorum.

Hatta bazılarının “nasıl öleceğimizi bile kendimiz belirlemeliyiz” diyerek hemşerilerinin omuzlarında son yolculuğunu yapmak istediğini de duydum.

Botan adlı gerilla; “Yıllarca bizlerin nasıl yaşaması ve ölmesi (daha doğrusu sürünmesi) gerektiğine karar veren bir sistem içinden sıyrılıp gelebilmişiz. Bu kez nasıl yaşayıp, nasıl savaşıp nasıl öleceğimizi biz belirleyeceğiz.”

Buna diyecek bir şeyim yok. Kendi öz iradelerini örgüt iradesi ile birleştirerek, idealleri uğruna savaşarak yaşamayı tercih ediyorlar.

Aslında amaç sadece Kuzey’e gitmek olarak irdelense de, hakikatinde yatan asıl nedenin, adil ve özgür bir yaşam hakkımızı elimizden alanlara, tüm kültür değerlerimizi çalanlara karşı savaşmak ve tekrardan geri almak arzusu olduğunu öğreniyorum.

Bir alandan başka bir alana yürüyerek geçerken saatleri, günleri ve ayları deviren bu gerillalar, taşıdıkları yükün ve geçecek zamanın pek önemli olmadığını bize şu sözlerle kanıtlıyorlar.

Botan: “Mahir, biz bu dağları ve yolları bizden önce çok kez aşmış ve ezberlemiş yüreklerin takipçisiyiz. Onlar bize Kürdistan’ın dört parça kalmayacağını kanlarını dökerek ispatladılar. Biz de bu yürüyüşlerimizle sınırları, engelleri ve yasakları parçaladığımızın farkındayız. Bizim tek kelime etmemize bile gerek yok. Halkımızın olduğu her yerde bulunmamız, var olmamız bile yeter.” diyor ve devam ediyor: “Türk Devleti’nin güvenlik himayesinde kendini huzurlu hisseden Kürtler büyük bir yanılgı içerisindeler. El mahkum diyerek gelişen baskı ve şiddete karşı sessizliğe dalan Kürtleri de tanıyoruz, direnişin bedelini ödeyenleri de… Biz görevlerimizi yapmaya devam edeceğiz. Çünkü güvende olmadığımızı biliyoruz. Geçmişten bugüne çok şey değişti. Düşman gibi düşünenler de bizim gibi düşünenler de değişti. Bizi sadece maceracı ve eşkıya olarak yansıtanlar şimdi de geçici ve dönemsel olduğumuzu yayma gayretindeler. Biz halkımızın teminat güçleri olarak hep vardık hep de var olacağız.”

Botan adlı gerilla, duygu ve düşüncelerini aktarıyor ve bu sıcakta kan ter içinde kalacağı yürüyüşüne başlıyor.

Binlerce gerillanın “Kuzey’e Gitmek” olarak dillendirdiği, hayalini kurup hazırlığını yaptığı bu yolculuk, Savaşa Gitmek ile eş anlamlı. Savaş zaten bütün yakıcılığıyla Ortadoğu topraklarında bütün halklar üzerinde tehdit oluşturuyor. Kendisini karşılıksız, çıkarsız ve ölümüne savunacak silahlı güç bulmak her halka nasip olmuyor. Kürtler de bölgede bu nimetten yararlanıyor.

Nerede demokrasi ve özgürlük katilleri varsa, oraya doğru yürüyenler, bu yürüyüşlerine Kuzey’e Gitmek adını koyuyor. PKK yönetimi bu yürüyüşe olan istemin çığ gibi büyüdüğünü önceden kamuoyuna yansıtmıştı. Yıllar geçmesine rağmen edindiğim izlenim, bu katılımda herhangi bir azalmanın olmadığı yönünde.

DAĞLARIN YÜREĞINDEN 4