HALIL DAĞ’IN BOTAN DAĞI GÜNLÜĞÜNDEN – 4

04 HALIL DAG A

Ferhat Dersim’in Sözleri

Halil DAĞ / BOTAN

‘Sizden de bir iki arkadaş bizimle gelebilseydi, iyi olurdu’ dediğinde karanlık bir patikada karşılaşmıştık ve bir komutandan çok bir arkadaşın duygularıyla söylenen bu sözler dile geldiğinde, 2007 yılının tamamlanmasına sadece bir kaç saat kalmıştı.

‘Ben geliyorum’ deyip sırtımdaki eşyaları arkadaşlara bırakıp geriye döndüğümde, içten içe burkulmuş ayağımın ağrısını düşünüyordum ama ne yılın bu son görevinin dışında kalmak, ne de bu arkadaşlığı karşılıksız bırakmak istemiyordum.

Botan eyaletinin bu çiceği burnunda, genç komutanı en önde, savaşçıları arkasında, ben de en arkada erzak çekmek için yola koyulduğumuzda, O’nu düşünüyordum. O’nun için çiçeği burnunda dediysem, gençliğindendir, tecrübesizliğinden değil. O’nun çekirdekten yetişmiş bir komutan olduğunu hem ben, hem de bu gece ardı sıra yürüyen bütün savaşçıları çok iyi biliyorduk.

Henüz otuz üç yaşında olan Botan eyaletinin bu genç komutanı yürüyüş kolumuzun en önündeydi ve zifri karanlık bu gecede yeni bir yıla doğru yürüyorduk. Çocuk denecek yaşta gerillaya katılan, savaşın birçok alanında kalan, ateş içinde yoğrulan bu komutanın masmavi gözlerini göremesem de, altın sarısı gülüşünü duyuyordum.

Yılın bu son ayaz gecesinde diğer bölgedeki arkadaşlara götüreceğimiz erzağın gömülü olduğu yamaca tırmanırken arkadaşların neşeli sesleri vadinin uçurumlarında yankılanıyordu. Her zaman gerilla kuralları konusunda uyarıcı olan Ferhat arkadaş, bu gece arkadaşları uyarmanın ötesinde, gecenin en çok şaka yapanıydı.

Bütün dünyanın yeni bir yıla girmek için harıl harıl hazırlandığı şu saatlerde Botan gerillası, komutanından savaşçısına kadar yine görev başındaydı. Ve benim dışımda bu gece herkes gülüyordu. İçten içe ben de gülüyordum ama bu sol ayğım başıma bela olmuştu. Bir türlü arkadaşların yürüyüşlerine ve gülüşlerine yetişemiyordum. Yaban keçileri gibi tırmandıkları uçurumlarda arkada kalmak zoruma gitse de, geriden de olsa bu geceye katılmak mutlu olmama yetiyordu.

Ferhat arkadaş ise, bu gece herkese takılıyordu ama en çok da, içimizdeki en yaşlı ve en kısa boylu olan Herekol isimli arkadaşa takılıyordu. Herekol da bir an için bile olsa ondan geri kalmıyordu. Erkendi’lilere özgü uslubuyla Ferhat arkadaşın her sözüne hızla cevap veriyordu.

Ulaştığımız her kayalıkta Ferhat arkadaş Herekol’a seslenip ‘Herekol seni bu kayalıktan atayım mı?’ diye soruyor, Herekol da, her defasında büyük bir içtenlikle ‘at da, kurtulayım’ diye cevap veriyordu. Ve Herkol’un bu sitem dolu sözlerinden hemen sonra bir kahkaha tufanı sarıyordu geceyi. Nedense, dondurucu ayaza, kaygan uçurumlara rağmen bu gece arkadaşlar her şeye, ağız dolusu gülüyorlardı.

Komutanından savaşçısına kadar bir ordu hep beraber gülebiliyorsa, bu ordu asla yenilmeyecektir, diye düşünmemin nedeni, düzeyleri ne olursa olsun, hangi kesimden gelmiş olurlarsa olsunlar, birbirlerini sevdiklerini hissetmemdi. Mevsimin ve düşmanın bütün gücüyle üzerlerine gelmek için hazırlandığını bildikleri halde, kendi iradelerinden başka hiç bir silaha sahip olmadıkları halde ve var olan yiyeceklerini önce diğer arkadaşlarına taşıdıkları halde böylesine içten ve böylesine ortak gülebiliyorlarsa, onları yenmek mümkün müdür, diye kendi kendime sorup duruyordum, arkalarından yetişmeye çalışırken.

Gömme yapılmış erzağı toprak altından çıkarmaya başladığımızda yeni yıla çok az bir zaman kalmıştı.Un torbalarını ikiye bölüp tek tek paylaştırırken Ferhat arkadaş, kendi elleriyle hazırladığı en hafif torbayı da getirip bana verdi. İtiraz etmeme rağmen ‘bu gece sen hafif alacaksın’ demesi zoruma gitmedi değil. Zoruma giden O’nun yoldaşça yaklaşımı değildi elbette. Zoruma giden bu geceye bu düzeyde katılıyor olmamdı.

Başta eyalet komutanımız olmak üzere, herkes yarım çuval unu sırtlayıp diğer arkadaşlarla randevulaştığımız yere doğru yola koyulduğumuzda, ben ve Herekol önden hareket etmiştik. Önden çıkmıştık çıkmasına da, Herekol yine yolu karıştırmış, beni burkulmuş ayağımla aşılması imkansız uçurumlara sürüklemişti. Arkadaşlar bize yetişip, neşe içinde yanımızdan geçtikleri sırada artık ellerimle yürümeye başlamıştım. Arkadaşlar geçerken yine Herekol’a takılsalar da, bende bir terslik olduğunu da fark ettiler.

Yol boyunca, her geride kalışımda bütün grubun beni bekliyor olması, beni iyice rahatsız etmeye başlamıştı. Katkı sunmak için katıldığım yeni yılın bu ilk görevinde ağırlık pozisyonuna düşmem canımı iyice sıkar olmuştu. Ara vermek için durduğumuz ilk mağaraya en son ulaştığımda karanlığın içinde duyduğum gülüşlere başkalarının da eklenmiş olduğunu hemen fark ettim. Diğer bölgeden bir kısım arkadaş bizi karşılamaya gelmişti. Ama yürüyüş devam edecekti.

Ferhat arkadaş ‘hem ayağının burkulduğunu söylemiyorsun, hem de kendini en önde öneriyorsun’ dediğinde bu gece boyunca ilk defa şaka yapma fırsatı bulmuştum ve hemen ‘bu yılbaşı partisini kaçırmak istemedim’ diye karşılık verdim. O bu sözlerime gülse de, beni burada bırakmaya kararlıydı.

‘Biz gelinceye kadar burada kalıyorsun’ dediğinde ise yükümü arkadaşlara paylaştırmaya başlamıştı bile. Ben ise ikircilikliydim. Bir yandan ağır yürüdüğüm için grubun sık sık beni bekliyor olması görevi geciktiriyordu, diğer yandan ise yükümü arkadaşlara vermek istemiyordum ama her iki durumda da arkadaşları yavaşlatıyordum.

Ferhat arkadaş, bu ikircilikli halimi fark etmiş olacak ki, yanıma gelip ‘sen görevin en zor bölümünü yaptın, bu unu o yamaçtan indirdin ya, yeterlidir. Daha fazla zorlamana gerek yok, zaten az kaldı’ deyip tekrar yola koyulduklarında içim rahatlamamıştı ama o mağarada onlar geri gelinceye kadar beklemeyi kabul etmiştim.

Neşe içindeki sesleri hızla uzaklaştığında, Botan topraklarında harcanan bu tarifsiz emeğin ve gencecik Kürt çocuklarının yarattığı bu eşsiz değerlerin bir halkın yükselişini ifade ettiğini çok biliyordum. Ve İmralı Adası’ndaki o güzel insanın denizler ötesinden bizlere ulaşan ‘nasıl ki doğada var olan bir şey yok olmazsa, toplum için yaratılmış bir değer de hiç bir zaman kaybolmaz’ sözleri ise dağlardaki Kürt çocuklarının, saldıran kim olursa olsun, bu savaşı kazandığını anlatıyordu.

Bir an için saate baktım. Saat gece yarısını yedi dakika geçiyordu. Sanırım uzaklarda koca bir dünya, milyonlarca insan 2008 yılının bu ilk dakikalarını, benim hayal bile edemeyeceğim bir biçimde eğlenerek kutluyordu. Ve sanırım eğlenen bu dünyanın insanlarının hemen hemen hepsi, Botan gerillasının bu gece görevde olduğundan habersizdi.

Bense burkulmuş ayağımla arkalarında da kalsam, komutanından savaşçısına kadar Kürt halkının en sade çocuklarıyla, Botan’ın bu eşsiz gerillasıyla yeni yılın bu ilk dakikalarını karanlık patikalarda paylaştığım için mutluluk duyuyordum.

04 HALIL DAG