SAĞLIK VE EĞİTİM

00000000

ZEKI PIRSÛS

Bir şeyler arıyoruz, hep aradık ve hep arayacağız. İnsanlık tarihi bitip tükenmek bilmeyen bir arayışlar tarihidir. İnsanlık var oldukça da bu böyle devam edecektir. Bitip tükenmek bilmeyen; dinamik, canlı, akışkan bir doğa ve evren gerçeği içerisindeyiz. Aslında aradığımız kendi gerçeğimizdir. Sadece bireyselliğimiz, toplumsallığımız değil, doğa ve evrenle olan bütünselliğimizdir. Sınırsız, sonsuz evrensel gerçeğiyle olan sezgisel bağımızdır.

Tarih yalnız ibretlik bir ayna değil, yaşadığımız gerçekliğin kendisiydi. Dün-bugün-gelecek arasında pek uzun bir mesafe ve zaman olmadığını, olsa da büyük bir değişme anlamına gelmediğini görmek daha gerçekçi, yaşanılan ana daha saygılı olmayı dayatıyordu.

Dünya ve doğadaki yerimizi merak etmemiz, neden ve nasıl var olduğumuzu anlamaya çalışmamız doğal toplumsal var oluşumuzun açığa çıkardığı bir düşünüş biçimidir. Tüm bilimler, toplumsal yaşam gerçeğimiz-mücadelemiz içerisinde oluşmuştur. Eğitim de böyle bir düşünüş biçimi olarak var olmuştur. Biz ilgilensek de, ilgilenmesek de eğitim, toplumsallaşmayla birlikte geliştiğinden toplumsal gerçekliği etkileyen önemli bir alan olmaktadır. Bilimlerin birbiriyle ilişkisi ve insan yaşamına yansıyışı düşünüldüğünde, doğayı bilmenin, bakış açımızı etkilemede ne kadar önemli olduğu bugün daha fazla açığa çıkmıştır. Animist düşünceden felsefeye; felsefeden klasik fiziğe; klasik fizikten günümüzün modern bilimi olarak kuantum fiziğine kadar bütün gelişmeler insanlığın düşünüş biçiminde etkili olmuş ve etkili olmaya devam edecektir. Düşünüş biçiminde edinilen alışkanlıkların yıkılmasının kolay olmadığı aşikârdır. Ancak bilimsel-teknik gelişmelerin açığa çıkardığı bilginin şu veya bu şekilde tüm topluma yayılmasıyla bilgi çağı denilen bir çağda yaşadığımız da bir gerçektir. Ataerkil devletçi düşüncenin yanı sıra geçmişin sınıf anlayışına dayalı insanın eşit-özgür toplumsallaşmasını düşünsel-zihinsel gelişmelerden önce değişik araçlara bağlayan tekilci-düz ve determinist anlayışlarında artık aşılmaya yüz tuttuğu bir çağda yaşıyoruz.

Zihniyet alanında gerçekleşecek değişimlerin eşit ve özgür bir toplumu oluşturmada temel teşkil ettiği, dolayısıyla gerçekleşmesi gerekenin, insanın kendisini özgürce oluşturması olduğudur.

Demokratik, ekolojik-kadın özgürlükçü bir toplumun yaratılmasında ve onun insanının açığa çıkmasında bilim, insanın kendisiyle, toplumuyla, doğayla, evrenle buluşturmada önemli bir yere sahiptir. İnsan, doğa, evren bütünselliğine ulaşarak bilinen evren gerçeği içinde kendimizi tanımlarken bilinemeyeni hissetmeye çalışarak dünyadaki varlığımıza anlam biçmede ve o anlamsallık içinde yaşamak, yaşadığımız ekolojik sorunlar karşısında en anlamlı insan yaşamı olacaktır.

Bilimi tekellerine alan iktidar güçlerinin bilimdeki gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullandıkları gerçektir. Bilimi, iktidar bilimi olmaktan çıkarıp halkların bilimi haline getirme, herkesin bilgiyle donanma ve kendisi olma aşkıyla bağlantılıdır. Önder APO’nun, bilimi ve bilgiyi halklar adına ele alış tarzıyla insanlık tarihine önemli bir katkı sunduğu açıktır. Bilimsel gelişmelerin ve bilginin dışında bırakılan Kürtler, Önder APO ile kaybettirilen yerlerinden çıkarak bilimle, bilgiyle buluştular.

Bilimi, halkların bilimi haline getirme ancak eğitim ve eğitim araçlarıyla olur. Eğitimin kendisi de bilim için araçtır.

Bilgiye ulaşabilmek için özgür bir iradeye ihtiyaç vardır. Özgürlük, sağlıklı olma, sağlıklı olmada özgürlük halidir. Madde ve enerji gibi birbirlerinin farklı yüzleridir. Sağlıklı yaşam, yaşama anlam katmaktır. Evrendeki her oluşumun bir anlamı vardır. Canlı olan evren, zekâsıyla, yaşamını anlamlaştırmaktadır. Evrendeki her şey birbiriyle ilişkili olduğu gerçeği, evrenin kendi gelişimini sağlıklı kılma gerçeğidir. Bu, mikro kosmos olan insan için de geçerlidir. İnsanda kendisini sağlıklı kılması için evrenle olan bütünselliğini göz ardı edemez. Bu bütünselliğini sağlarken de kendisini ve doğasını tanımak amacıyla bilmeye ve eğitime ihtiyaç duyar.

Eğitim, eski bilgiler üzerine yenisini katmaktır, üretmektir. Evren kaostan çıkışını, her genleşmede yeni bilgilerle bunu aşmaktadır. Mikro kosmos olan insan, her geliştikçe, yaşamını daha sağlıklı kılabilmesi için eski bilgisine yenisini katmaktadır.

Ataerkil devletçi toplumda ise, sağlık bilimi diğer bilim dalları ve kurumları gibi insana değil egemene hizmet eder durumdadır. Egemenin isteği ve ihtiyacı doğrultusunda şekillenir ve egemenin baskı aracına dönüşür. Sağlık biliminin erk tarihi egemenin tarihine paralel gelişir. Bilim- iktidar ilişkisi, şaman ve rahipler ile başlar ve günümüze kadar gelir.

Sağlık, ne iktidarın kendini var etme aracı, ne de piyasaya kan veren bir tüketim aracı olmalıdır. Sağlık bilimi doğaya ve yaşama saygı duymalı ve bir hizmet alanı değil, sağlıklı toplum için bir kültüre dönüşebilmelidir.